Öne Çıkan Yayın

Kitap Yorumum : Yüzbaşının Kızı

18 Nisan 2018 Çarşamba

Kitap Yorumum : Yüzbaşının Kızı



Kitap adı : Yüzbaşının Kızı
Yazar : Aleksandr Puşkin
Türkçesi : Sena Öksüz
Sayfa Sayısı : 198



Herkese merhaba bu ayın ikinci kitabını dakikalar önce bitirdim ve hemen sıcağı sıcağına yorumu gireyim dedim. Kitap aylar önce elime ulaştırılmak üzere alındı ama geçen hafta ancak ulaşabildi. 
   İlk olarak kitabı hiç sıkılmadan okuduğumu ve olay sarmalında beni çok şaşırtan şeyler olduğunu belirtmek isterim. Hiç beklemediğim yerden devam etti çoğu olay. Puşkin'in okuduğum ilk eseri olarak kendini çok sevdirdi. Sanki karşımda yaşlı bir amca gençlik hatıralarını anlatıyormuş hissettim. Klasik okumayı ilk defa deneyen biri olarak oldukça memnun kaldım. 
  Kitap tarihteki 1770'lerde Kuzey Rusya'da Kazak Yemelyan Pugaçov liderliğindeki isyanı, on yedi yaşındaki genç subayın gözünden anlatmaktadır. Bu soylu çocuğun orduya katılması ve sorunlu bir sınır karakolunda görevlendirilmesi ile başlayan hikaye, soylu gencin kale komutanının kızına aşık olması, bu arada isyancıların kaleyi ve bölgedeki bir çok alanı ele geçirmesi ile hızlanıyor. Soylu genç ve yüzbaşının kızı, ilginç tesadüfler sonucu rütbelilerin katlinden kurtulur ve isyanın sonuçlanmasına kadar çeşitli badireler atlatırlar. 

Kitaptan Alıntılar ;

 "Şu ünlü atasözünü aklından çıkarma: Elbiseni yeniyken, şerefini gençken koru!"

  "Birbirimizi bir daha görüp göremeyeceğimizi Tanrı bilir... Ben seni ölünceye kadar unutmayacağım. Kalbimde yalnız sen kalacaksın."

 "Benden iyisine düşersen beni unutursun. Benden kötüsüne düşersen beni ararsın."

 "Halkın dilindeki hikaye, denizde kabaran dalgaya benzer."

 "Sessizliğimizi koruyorduk, kalplerimiz yorgun düşmüştü."

 "Asacaksan asacaksın, bağışlayacaksan da sonuna kadar bağışlayacaksın."


16 Nisan 2018 Pazartesi

Toplumsal Cinsiyet Üzerine





Herkese merhaba bugün aslında bir kitap incelemesi yapmayı planlamıştım fakat elimdeki kitap bitmediği için bölümümde ders konumuz olan toplumsal cinsiyet üzerine yazacağım. Yazımı bazı kaynaklardan alıntılayarak topladığımı belirtmek isterim.
 Toplumsal cinsiyet, kadın ve erkeklerin beklentilerini, değerlerini, imajlarını, davranışlarını, inanç sistemlerini ve rollerini tanımlayan fikirlerin sosyal yapılanmasıdır. Sadece kadın ve erkek arasındaki değil; her gruptaki güç ilişkilerini ağır biçimde etkiler; buda bir çeşit sosyal probleme neden olur. farklı kültürlerin toplumsal cinsiyet hakkında, kadın ve erkek için neyin uygun olduğu ve neyin olması gerektiği üzerine farklı fikirleri vardır. Toplumsal cinsiyet sadece kültürden kültüre farklılık göstermez, zaman içinde veya bir toplumun kriz döneminde değişiklik gösterebilir.
   Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet arasındaki farka bakmak gerekirse; cinsiyet, kadın ve erkek arasındaki doğal, biyolojik farklılıkları işaret eder. bu farklılıkların bir çoğu net ve sabitken bazı biyolojik farklılıklar çeşitlilik gösterir. Toplumsal cinsiyet ise toplum tarafından verilen erkeklik ve kadınlık hakkında kültürel görüşler, inanç sistemleri, imajlar ve beklentilerle yapılanmıştır.
   Toplumsal cinsiyet üzerine yapılan araştırmaların çoğu kadınların erkeklerle kıyaslanması şeklinde yapılmaktadır. Toplumsal cinsiyet kişinin kültürel, toplumsal rolü, ruhsal-içsel tanımlanması ve onların temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Cinsiyeti doğa belirlerken toplumsal cinsiyeti kültür belirlemekte ve toplumsal cinsiyet kimliği hakkındaki anlayışlar cinsel eğitim ve tutum erken yaşlarda oluşmaktadır.
  Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınlar siyasal, yasal, sosyal ve ekonomik haklara sahip olmada, bu haklarını kullanmada toprak ve sermaye gibi kaynaklara sahip olmada eşitsizliklere uğramışlardır.
Toplumsal cinsiyetle statü arasında ilişki tartışılırken göstergelerde yer alan öğrenim durumu, gelir getiren bir işte çalışma ve siyasi yaşama katılım önemlidir. Kız çocuklarının eğitime ulaşmasındaki zorluklar günümüze kadar devam etmektedir. Türkiye’de 2000 yılında yetişkin okur – yazarlık oranı erkelerde % 95, 7, kadınlarda % 81, 1 ‘dir. Bu durum ülkemizde toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olmayan bir eğitim politikası uygulandığını göstermektedir.
Siyasi yaşama kadının katılımı ülkemizde % 9, 1 oranındadır. Bu oran son derece düşük olduğu gibi dünyanın bir çok ülkesinden önce seçme ve seçilme hakkını elde eden ülkemizde kotanın uygulanmasının bu sorunu belirli sürede çözeceğini düşünüyorum.  
  Tüm dünyada kadınların devlet başkanı, başbakan ya da diplomat olmak yerine onların eşleri olmaları; milletvekili seçilmek yerine seçmen olmaları; vatan savunmasında ve savaşlarda komutan ya da asker olmak yerine savaşın sivil kurbanları ve mültecileri olmaları; müteşebbis ya da yönetici olmak yerine onların sekreteri, işçisi olmaları; kadın emeğinin yoğunlaştığı tarım, tekstil, ev-içi hizmetler sektörlerinde hizmetçi, temizlikçi, dadı, hastabakıcı, seks işçisi, mevsimlik, geçici ya da kayıt-dışı işlerde çalışan işçiler olmaları aslında hiç de tesadüf değildir.
Tarihsel olarak ele alındığında kadınlar ya vatandaş sayılmamışlar ve vatandaşlık haklarından mahrum bırakılmışlardır. Bazı devletlerde vatandaşlık hakkı elde eden kadınlar ise, çoğunlukla “ikinci sınıf vatandaşlar” olarak görülmüşlerdir. Milliyetçiliğin yeşermesi ve millet kavramının ortaya çıkması Fransız Devrimi ile olmuştur. 1789’da ilan edilen Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi 17 maddeden oluşmakta ve özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı koyma gibi doğal ve devredilemez hakların vatandaşlara verilmesi gerektiğini ifade eden hükümler içermektedir. Buna göre her insan kanun önünde eşit olmalıdır. Ancak Bildirge’deki vatandaşlık hakları, o dönemde sadece erkekler için geçerlidir.
  Günümüzde genellikle tüm devletler kadınların ve  erkeklerin eşit birer vatandaş olduklarını kabul edip buna yasal bir altyapı hazırlamış olsalar bile, eşit yasal hakların fırsat eşitliği ve eşit şartlarda siyasi temsil ve katılım anlamına gelmediği görülmüştür. Bunun en önemli sebeplerinden birinin aslında kadının ataerkil toplumsal düzen çerçevesinde halen bir taraftan erkeğe diğer taraftan ise devlete bağımlı olduğu gerçeğidir.
  Dünya’da kadınlara oy hakkı veren ilk ülkeler arasında yer alan Yeni Zelanda ve Avustralya’yı Finlandiya, Norveç, Danimarka ve İzlanda gibi İskandinav ülkeleri takip etmiştir.
  Vatandaşlık haklarıyla özdeşleşen bir diğer siyasal hak ise siyasal temsildir. Siyasal temsil eşitliği, kadınların ve erkeklerin eşit sayıda temsilini ifade eder. Günümüzde cinsiyetlerin eşitsiz temsil edilmesi sorunu, temsili demokrasilerin temellerini tartışma konusu haline getirmektedir
  Siyasal temsil eşitliğinin sağlanması için tüm dünyada genellikle seçimlerde kota sistemi uygulaması yapılmaktadır. Günümüzde çokça kullanılan üç temel kota uygulaması mevcuttur. Bunlardan ilk ikisi anayasal ya da yasal kotalardır, üçüncüsü ise gönüllülük esasına dayalı kota uygulamasıdır.
   Kadınların eğitilmesi, sağlık, siyaset ve kamu yaşamına katılmada kadınlara öncelik tanınması, kadınların rol ve sorumluluklarına ilişkin olumsuz kalıp ve yargılarla mücadele edilmesi, sorumlulukların birlikte paylaşılması, aile içi kararların birlikte alınması, hak ve sorumlulularda eşitlik, ailedeki kız ve erkek çocuklarına eşit davranılarak yetiştirilmesi, kadınların toplumda görev almasını sağlamak ve desteklemek, istihdamını arttırmak, kadının çalışma hayatıyla iş hayatının örtüşmesini sağlamak, kadınların şiddete uğramasını engellemek, ayrımcılığın yasaklanması ve ayrımcılıkla mücadele konusunun geliştirilmesi, eşit fırsatlar sağlanması, olumlu ayrımcılığın uygulanması toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yapılması gereken gerekli konulardan bazılarıdır. Kadınlara biçilen rolün ortadan kaldırılmasıyla ilgili olarak sadece kadınların eğitilmesinin önemli olmadığını erkek farkındalığının yaratılması ve erkeklerin eğitilmesinin toplumsal cinsiyet eşitliği için önemli olduğunu düşünüyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve toplumda kadına biçilen rollerin değiştirilmesi için tüm toplum olarak kadınların önüne çıkarılan engelleri kaldırarak, onları eşit birey olarak kabullenip toplumda hak ettikleri yeri almaları sağlanmalıdır...

15 Nisan 2018 Pazar

Gezi Yolculuğum : Bingöl




Herkese merhaba birkaç gündür buralarda yoktum. Yazmayı ve sizlerin yorumlarınızı, bloglarınızı okumayı çok özlemişim. Şuan Bingöl havalimanından yazıyorum uçağım yaklaşık 40 dakika rötarlı ve yine cam kenarı bilet bulamadım... Olsun en azından uçağa yetiştim diye kendimi teselli ediyorum şuan.

   Bingöl yolculuğum hakkında size ufak bilgi vermiştim bir önceki yazımda oradan okuyabilirsiniz. Bingöl'e indiğimde beni küçücük bir havalimanı karşıladı kalabalık olmayan ve labirent tarzdan uzaktı. Havalimanından çıktıktan sonra komple yeşilliklerle dolu dağlar dizilmişti karşıma. Havalimanı otobüslerine binip merkeze geçmek üzere yola çıktım. İlk gözlemlediğim erkekler kadınların yanına oturmamaya özen gösteriyor. Merkezi küçücük ve genelde kıraathanelerden oluşan dükkanlar vardı. Her şeye ulaşmanız yeterince kolay açıkçası. İlk gün bir otelde kaldım ve otel çalışanı çok cana yakındı tabii bu otelin harika olduğunu söylemem için yetersiz. Bingöl'de en çok dikkatimi çeken esnaflar fazla misafirperver ve içten girdiğiniz ortamda bir samimiyet yakalamanız çok kolay. Ek olarak ne kadar ön yargılı olarak gitsem de düşündüğüm kadar kaba değillerdi.
     Tabi ki şehirde gezilecek yerler merkeze uzak olduğu için üniversite ve merkez arasında dolaşmak zorunda kaldık. Ulaşım taksilerle sağlanıyor ve taksi fiyatları oldukça ucuz. Şehirde sadece 1 adet alışveriş merkezi bulunmakta orasıda çok büyük değil maalesef belli birkaç marka ve oyun alanları mevcut. Kafe olarak önerebileceğim Neşve Kafe vardı güzel ve elit bir kafe olarak gözüme çarptı açıkçası. Tabii en güzel kafe askeri gazinonun yemekhanesiydi benim için ama orada çok zaman geçiremedik. Şehirde canlılık erken saatlerde son buluyor. Sadece Uydu Kent dedikleri üniversite çevresi 11'e kadar canlı merkez erken saatlerde canlılığını yitiriyor. Sabah erken saatlerde 6-7 arası yine canlanıyor.
   Yiyebildiğim en güzel yemek dürüm ciğer oldu. Olurda yolunuz düşerse Ciğerci Osman'a uğramadan şehirden ayrılmamanızı öneririm. Hayatımda aslalarımdan biri kuzu eti yemektir. Küçükken bir kere denedim ve tadını hiç beğenmediğim için asla yemem demiştim. Fakat 3 şiş cağ kebabı yedim ve kuzu eti olduğunu doyduktan sonra öğrendim sanırım hayatımın en büyük komedisiydi. Hakkınıda vermek lazım tabi tadı harikuladeydi. Lokantada menü yoktu ve siz dur diyene şiş sürekli geliyordu bu harikaydı. Üzüldüğüm konu buraya kadar gelip kadayıf yiyemeden dönmek oldu ama olsun bir sonraki gelişimde yiyeceğim.
   Şehirde ilginizi çekebilecek diğer bir konu kırtasiye. Oldukça fazla kitap kırtasiye dükkanları mevcut. Bu kadar olabileceğini tahmin bile edemezdim. Toplum olarak sanırım okumaya düşkünler yoksa bu kadar kırtasiye kitap dükkanı olamaz. Her girdiğim kırtasiyeden çıkmak istemedim kendimi kaybettim resmen. Kendime harika kalemler ve kitaplar aldım (kitapların çoğunluğu hediyeydi).
    İnsanları ne kadar samimi ve içten olsa da fazlasıyla muhafazakar bir toplum. Açıksanız veya açık giyiniyorsanız biraz garip bakıyorlar çevredekiler. Yada sevdiğiniz insanla ortamda çok samimiyseniz buda dikkatlerini çektiği için bakıyorlar. 
   Burada kendimde en çok fark ettiğim değişim sabahın çok erken saatlerinde uyanıp akşam erken saatte yatmam oldu. Normalde 6-7 arası uyanmam için yaklaşık beş altı alarm kuran ben burada alarmsız uyandım. 
  İşte Bingöl yolculuğum böyleydi gezmeyi düşünen arkadaşlar için umarım biraz olsun bilgi verebilmişimdir. Bu arada sizler nasılsınız ve neler yaptınız çok merak ediyorum. Hepinize sevgilerle 💝💝

11 Nisan 2018 Çarşamba

Gökyüzünden Bir Selam




Herkese merhabaa :) günlerdir beklediğim yolculuk sonunda gerçekleşti ve şuan size yumuş yumuş ve bembeyaz bulutların, huzur veren maviliğin gökyüzünün en ortasından yazıyorum. Şuan solumda Sivas sağımda ise Kayseri var ve yolculuğumuz harika ilerliyor :)
   Rotam nereye bunu söylemedim dimi çok pardon istikamet Bingöl. Ah bu aşk insanlara neler yaptırıyor. Yükseklik korkusu olan ve ilk defa uçağa binen biri olarak kalkıp hiç bilmediğim bir şehre geldim. Sırf sevdiğim adamın kokusuna kavuşabilmek için. 
  Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimi açıp saat 7:30 arabasına yetişip Ankara'ya geçtim. Ankara'yı aşırı sevmeme rağmen hiç vakit geçirmek nasip olmadı bugün. Son dakikada hava alanına giden otobüse yetişip bir anda kendimi havalimanı yolunda buldum. İndiğimde o kadar büyük ve kalabalık bir yerdi ki Esenboğa... Hayalimdeki kadar güzel değildi ve aşırı stres oldum bagajları geçir, bilet al, bagaj ver derken. Uçağa binmekten soğudum resmen kesin korkumda var kötü geçecek diye düşündüm yolculuğumu. Ama hiçte öyle olmadı şuan çok harika ilerliyoruz, hosteslerin kibarlığına bayıldım muazzam yani. Tek sorunum bilet alırken cam kenarı istemediğim için ortada oturmak oldu ama dönerken kesinlikle cam kenarı olarak belirteceğim. İlk kalkarken biraz sarsıldım ve bir korku oldu kalbim uçak hızında atıyordu sanırım. İlerleyen dakikalarda alıştım hiç sorun olmadı inerken de biraz korktum ama inanılmaz eğlenceliydi. Yükseklik korkum yüzünden dönme dolaba dahi binemeyen ben gelip uçağa binmem gerçekten kendime hayran bıraktı beni :) Size günlük olarak Bingöl'de neler yaptığımı anlatacağım yazılarımda umarım memnun kalırım :) Hepinize sevgilerle...

10 Nisan 2018 Salı

Reklamlar ve Kültürel Özellikleri

  Herkese merhaba dün ne yorucu bir gündü. Bugünde çok koşturmalı olacak. Neden mi ? Yarın ilk uçak yolculuğumu yapıp bambaşka bir şehre gideceğim çok heyecanlıyım. Bugün kapanması gereken bir valiz, yetişmem gereken bir hastahane randevusu, hazırlanması gereken bir sunum ödevi ve daha birçok işim var.
   Aslında şu sunum ödevine biraz değinmek istiyorum bugün yazımda. Konumuz Uluslararası Pazarlamada firmalar ve reklamları. Reklam içeriklerinde kullanılan kültürel simgeler. Aslında çok eğlenceli bir konu olsa da farklı ülkelerin kültürlerini bilmek ve araştırmak inanılmaz zormuş. Bu konuda sağolsun Youtube da biraz reklam buldum. Aslında ben bu konu için en başta Toyota firmasını seçmiş ve kendileriyle iletişime geçmiştim. kendileride bana dönüş yaptı fakat bulduğum reklamlarda hiçbir kültürel simge yoktu. Ben biraz daha duygusal bir bağ ile seçmiştim firmayı babamdan kaynaklı bir nedendi. Küçük yaşlardan beri Toyota marka arabalar kullandığımız için firmaya ayrı bir ilgi duyuyordum fakat sonuç alamayınca arkadaşımın önerisi üzerine firmayı değiştirip BMW firmasına geçtim. Burada çok harika reklamlar buldum ve BMW bağımlılığının çocuklara babadan geçtiğini keşfettim. BMW aslında bana hız çağrıştırıyor bunu da araştırmalarımda fark ettimki kendileri ilk zamanlar motor üretiyormuş. Hız, adrenalin sevdiğim ikili motorda olunca baya cazip geldi. Çalışmalarıma devam ediyorum sizinle reklamları paylaşıp kültürel simgelerini yazacağım altlarında eğer sizinde gözünüze çarpan bir detay olursa benimle paylaşmanız dileğiyle... 


 İlk olarak Mısır BMW reklamlarına bakacak olursak ; burada öncelikle göze çarpan Mısır'ın kurak bir iklimde olmasıdır. Saniye 00:36'da dini inançlarını belli eden bir mimari yani camii görüyoruz. Saniye 00:45'te yine Mısır diyince aklımıza gelen ilk mimari olan piramit yer almaktadır. Ve yine burada da çölleri görebiliyoruz. 01:12'de gördüğümüz tablolarda Mısır firavunlarına yer verilmiş. Firavunlar Mısır'da eskiden Tanrı gözüyle bakılan kimselerdir ve bu yüzden özeldir.  01:32'de Mısır Kahire Kalesi yer almaktadır.  Bu kale savunma için yapılmış ve esirler tarafından yapılmıştır. 


                                  

İkinci seçtiğim ülke Katar oldu. Katar reklamında ilk saniyede Katar'ın mükemmel büyüklükteki binaları ve Basra Körfezi gösterilmiştir. 00:12'de Katar başkanı Emiri El Sani'nin portresini binada görüyoruz. 00:15'te Katarlara özel olan bir kıyafet görüyoruz. Bu kıyafet erkeklere özgüdür kadınlar ise reklamda yer almıyor. Çünkü bir kadının fotoğrafta yada videoda bir erkekle aynı karede yer alması uygun değil. Ayrıca kadınlar burada çarşaf giyinmektedir. 00:18'de polis arabalarına yer vererek güvenli bir ülke olduğunu mesajını vermiştir. 00:21'de yine başkanlarının portresi bina üzerinde görmemiz mümkün. 00:29'da HSBC bankasının ufak bir simgesi var burada aldığı banka ile finansına biraz değinmek istediklerini düşünüyorum. 00:31'de Aspire Tower yer almakta ince sivri bir uzantısıyla dünyanın en yüksek binaları arasında yer almaktadır kendisi. Yine aynı saniyedeki birçok eser İslam Eserleri Müzesi'ne ait olup dinsel simgelerle kültürlerini vurgulamıştır. 00:33'te Katar'a ait olan Finansbank simgesi binada yer aldığını görebiliriz.


                                                

Üçüncü ülke olarak Çin'i seçtim. İlk girişte Çin'deki bir evin mimarisiyle karşılamaktayız. 00:06'da Çin'in dans kültürü le alınmakta. Çok fazla bir dans kültürüne sahip olan ülke baleden operaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. 00:07'de masaya bırakılan bardakta Çin çayı yer almaktadır. Çinliler için çayı içmek ve çayı tatmak arasında büyük farklılık söz konusu. Öyle ki çay içmek günlük, yemek sonrası veya istenilen bir zamanda tazelenmek için çayı tüketmek iken; çayı tatmak daha çok belli kuralları olan, ruhani ve kültürel bir aktivitedir. 00:15'te önem verdikleri bir diğer sanat dalı olan heykeltraşı görmek mümkün. Anahtarın yanında bir adet heykel yer almakta. Yine aynı karede bir çini sanatından yapılmış porselende yer almakta. 


                                             

 Dördüncü ve son ülke olarak Kanada'yı seçtim. İlk girişte olimpiyat stadı yer almakta ve kanada 2018'de kış olimpiyatlarında madalya almışır bu vurgulanmıştır. Kanadalıların zengin bir spor tarihi olduğunu bu reklamda çok fazla belirtmişler; eskrim, yüzme, koşu gibi.



Sizlerinde katmak istediği bir şeyler olursa yada eksik gördüğünüz noktalar varsa yorumlarınızı beklerim :) Sevgilerle..

9 Nisan 2018 Pazartesi

Eleştir(me) !


   Herkese merhaba son zamanlarda yaşadığım en büyük sorunlardan birini yazıya dökmek istedim. Yaklaşık bir kaç haftadır sürekli bir eleştiri yağmuru altındayım. Nedeni bilinmez ama insanlar eleştiri yapmayı çok seviyor. Bende bu yazımla eleştiri yapan insanların biraz olsun dediklerine dikkat etmesi için yardımcı olmaya çalışacağım.

  Eleştirinin tanımı bu noktada önemlidir. Eleştiri nedir diye arama yaptığımızda bir çok tanım çıkabiliyor karşımıza. Eleştiri ; bir insanı, bir konuyu, bir yapıtı doğru ve yanlış yönlerini bulup göstermek amacıyla inceleme işidir. Bu yüzden karşımızdakini kırmadan eleştiri yapmamız gerekir. Zarifçe yapıldığında karşımızdaki ile arkadaşlık kurmamızı yada var olan ilişkilerimizi geliştirirken kırıcı bir biçimde yapıldığında karşımızdakinin duygularını incitebilir onun öfkelenmesine neden olabiliriz. Bu yüzden eleştirinin yargılayıcı, suçlayıcı, saldırgan şekilde yapılması karşımızdaki kişide olumsuz etki yaratır. 
   Eleştiri yapıyoruz peki biz nasıl bir kişiyiz ? Eleştiri yapan insanların özelliklerine bakacak olursak;

   1. Eleştiri yapan insanların ebeveynlerinden biri bu tiptedir ve farkında olmadan onun özelliğini sürdürür.

 2.Çocukluğunda çok fazla eleştirilmiş, yönlendirilmiş, özgür karar verme yetkisi kazandırılmadığı için kararsızdırlar.

 3.Ebeveynleri tarafından aşırı önemsenerek yetiştirildikleri için ilerleyen çağlarda istekleri gerçekleşmediği için acımadan eleştiri yaparlar.
  4. Model olarak gördükleri bireylerin bu tutumlarını benimseyerek uygularlar. 
  5. Övülme ve takdir edilme konusunda cimridirler. 
  Eleştiri yaparken nelere dikkat etmeliyiz peki ? Öncelikle eleştiri yapılırken bunu toplum içinde değil birebir yapmak daha faydalıdır. Eleştirilecek konu hakkında daha fazla beklenmemelidir. Yargılayıcı, küçümseyici subjektif ve hedefe yönelik olmayan eleştirilerin kişilerin moralini bozacağını bilmeliyiz bu yüzden geliştirici, hedefe yönelik ve yüreklendirici yani yapıcı eleştiriler yapmalıyız.
  Her insanın yaşam tarzı; aldığı eğitim, kültür, terbiye ve bulunduğu çevre değişim gösterir. Benimde öyle bu yüzden birçok gereksiz eleştiri alıyorum belkide bilinmez.. Ama gelen birçok eleştiri yıkıcı özellikte ve hiçbiri bana güzel bir biçimde yazılmıyor. İnsanlar mantığıyla değil diline geldiği gibi konuştuğu için birçok arkadaşımız bu konudan muzdarip. Lütfen bu yazıyı okuyan arkadaş sende insanları eleştir ama yıkıcı değil yapıcı biçimde..
  Sözün özü ;
       Eleştiri; insanların kusurlarını ortaya çıkarmak, yargılamak değildir yol göstermektir. İnsanlara saygı çerçevesinde yaptığınız hiçbir eleştiriye sert bir tepki gelmeyeceğini bilmeniz dileğiyle.. 

                             Sevgilerle.. 

8 Nisan 2018 Pazar

Korkutan Gece...



   Herkese merhaba... Bugün üstümde bir yorulmuşluk ve tükenmişlik hissi var. Koca şehirde kendimi bir başıma hissediyorum. Sanırım insan istemese de bazen aile hasreti çekiyor. Yalnızlık pek bana göre değil zaten ne kadar yalnız olmayı sevsemde modum çok düşüyor... Bir an öne tatile çıkacağım günü bekliyorum bir nebze olsun hasretim dinsin diye. Hasret çekmek ne kadar zor bir duygu hele ki yalnızlıkla birleşince çekilmiyor açıkçası...
   Dün akşama gelecek olursam yine modum düşmüş bir şekilde dizi izliyordum saatte 00:15 suları uykum gelmiş durumda ama umursamıyorum. Sonra bir anda yattığım yerde sallanmaya başladım. Önce ne olduğunu anlamadım uykum geldi halüsinasyon sandım. Yatak sallanacak hali yok bir anda kalktım çevreye bakmak için dışarı baktım kimsede bir ses seda yoktu. Kendi kendime korkmaya başladım  zaten tek kalmaya biraz korkuyorum bir de böyle bir şey olunca.. Hemen Kandilli Rasathanesi'nin sitesine girdim hiçbir bilgi yazmıyordu. Son dakika haberlerine bakıyorum yine bilgi yok. En iyisi annemleri aramak dedim aradım orada bir şey olmadığını deprem olmuş olabilir belki diye teselli etti. Kapatınca deliler gibi bilgi aramaya çalıştım kafayı yedim diye korkmaya başladım bir an. Allah'tan 00:40 sularında rasathaneden bilgi yayınlandı Bolu'da 4.9 büyüklüğünde bir sarsıntı... Çevre illerde en çok hisseden bendim sanırım. O kadar huzursuz oldum ki Bolu halkı da geceyi dışarıda geçirmiş zaten.
   Uzun zamandır böyle bir deprem hissetmemiştim. Gerçekten Rabbim ülkemize böyle bir acı yaşatmasın. İnsan o kadar kötü oluyor ki. Hem aileden uzak hem tek başına olunca.. Benim için böyle korkunç bir geceydi. Bugünde hala etkisini sürdürüyor huzursuzluğum hiç modum yok o yüzden... 
Sevgilerle..